Adnan H. Fişenk’in kişisel arşivinden: Bir anma alanından.
Adnan H. Fişenk’in kişisel fotoğraf arşivinden.

Bir takımı tutmak, çoğu zaman çocuklukta başlayan ve yıllar boyunca taşınan bir bağlılıktır. Bir renk, bir forma, unutulmayan bir maç… Tribündeki heyecanı yalnızca doksan dakikanın sonucuyla açıklayamayız. Orada hatıra, arkadaşlık ve birlikte sevinme isteği de vardır.

Ancak bu güçlü bağlılık, oyunun ortak kurallarıyla birlikte anlam kazanır. Kendi takımımız lehine verilen her kararı doğru, aleyhine verileni yanlış saydığımızda adaleti savunmuş olmayız. Yalnızca sonucunu beğendiğimiz bir düzen istemiş oluruz.

Aynı ölçüyü koruyabilmek

Sporda güven, herkesin her karardan memnun kalması demek değildir. Kararların anlaşılabilir ölçülere dayanması, hataların konuşulabilmesi ve benzer durumlara benzer biçimde yaklaşılması demektir. Bir kuralın değeri, hangi formanın karşısında uygulandığına göre değişmemelidir.

Bu bakış hakemlerin eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Eleştirinin somut bir pozisyona, açıklanmış bir kurala veya denetlenebilir bir sürece dayanması gerekir. Bir kararın yanlış olduğunu söylemek başka, hiçbir dayanak göstermeden insanların niyetleri hakkında kesin hüküm vermek başkadır.

Aynı sorumluluk yöneticiler, yorumcular ve taraftarlar için de geçerlidir. Kullanılan dil, tartışmanın yönünü belirler. Her anlaşmazlığı düşmanlığa çeviren bir söylem, sporun ortak alanını daraltır. Oysa rekabetin güzelliği, rakibin varlığına ihtiyaç duymamızda saklıdır.

Sonuçtan sonra geriye kalan

Bir maç bittiğinde skor kayda geçer. Fakat o maçın çevresinde söylenen sözler ve yaşananlar da hafızada kalır. Çocuklar yalnızca atılan golleri izlemez; yetişkinlerin kazanırken ve kaybederken nasıl davrandığını da görür.

Bu nedenle fair play yalnızca sahadaki oyuncunun rakibine el uzatması değildir. Haksız bir avantaj karşısında gösterilen tutum, tribünde kullanılan dil ve eleştiride korunan ölçü de aynı kültürün parçasıdır. Adalet talebi, kendi çıkarımızı zorladığında da sürüyorsa inandırıcıdır.

Takım sevgisini azaltmaya ihtiyacımız yok. O sevgiyi daha güçlü bir spor kültürüyle birleştirmeye ihtiyacımız var. Sevinci büyüten, kaybetmeyi dünyanın sonu saymayan ve rakibin hakkını da gözetebilen bir kültürle.

Çünkü futbolun yarını, yalnızca kimin şampiyon olduğuyla kurulmaz. İnsanların oyunun doğruluğuna ve birbirlerinin hakkına ne kadar güvendiğiyle de kurulur.