Adnan H. Fişenk’in kişisel arşivinden: program hazırlığından bir kare.
Adnan H. Fişenk’in kişisel fotoğraf arşivinden.

Bir söyleşiye hazırlanırken ilk işimiz sorular yazmak olur. Hangi konuyu açacağız, nerede ayrıntı isteyeceğiz, hangi noktayı açıklığa kavuşturacağız? Bunlar gereklidir. Fakat iyi hazırlanmış bir soru listesi, tek başına iyi bir söyleşi yapmaya yetmez.

Çünkü söyleşi, sırayla okunan soruların toplamı değildir. Karşımızdaki kişinin söylediğini gerçekten duyabilmeyi, cevabın içinde yeni bir soru fark edebilmeyi ve gerektiğinde hazırladığımız sıradan ayrılabilmeyi de gerektirir.

Cevaba yer açmak

Bazen bir insan düşüncesini hemen toparlayamaz. Bir an durur, bir kelime arar veya anlattığı olayı yeniden hatırlar. O boşluğu aceleyle doldurmak yerine beklemek, daha açık bir cevabın önünü açabilir. Sessizlik her zaman yayının aksadığı anlamına gelmez; kimi zaman düşüncenin oluştuğu yerdir.

Dinlemek, her söyleneni sorgulamadan kabul etmek değildir. Bir iddia açıklama gerektiriyorsa sormak, bir çelişki varsa görünür kılmak gerekir. Ancak bunu yaparken konuğun sözünü kendi cümlemize dönüştürmemek, neyi söylediği ile bizim ne anladığımızı ayırmak önemlidir.

İyi bir takip sorusu çoğu zaman uzun olmaz. “Bunu biraz açar mısınız?” ya da “Bu karar kimin hayatını nasıl etkiledi?” gibi sade bir soru, hazırlanan gösterişli bir cümleden daha fazla bilgi getirebilir. Sorunun değeri, soranı ne kadar bilgili gösterdiğiyle ölçülmez.

İzleyicinin merakını temsil etmek

Bir söyleşide yalnızca iki kişi bulunuyor gibi görünür. Oysa görünmeyen üçüncü bir taraf daha vardır: Okur veya izleyici. Konuyu ilk kez duyan, kullanılan kavramı bilmeyen ve verilen cevabın gündelik hayattaki karşılığını merak eden insan da o masadadır.

Gazeteci onun adına açıklama ister. Mesleki bir ifadeyi anlaşılır hâle getirir, genel bir değerlendirmeyi somutlaştırır. Bunu yaparken konuşmayı basitleştirmek ile düşünceyi yoksullaştırmak arasındaki farkı korumaya çalışır.

Söyleşi bittiğinde yalnızca dikkat çekici birkaç cümle kalmışsa yapılan iş eksik olabilir. Bir insanı, bir meseleyi veya bir dönemi biraz daha iyi anlayabiliyorsak o konuşmanın kalıcı bir değeri vardır.

Bu yüzden iyi bir söyleşi, mikrofon açılmadan önce başlayan hazırlık kadar mikrofon açıkken gösterilen dikkatle de kurulur. Soruyu sormak kapıyı açar; dinlemek, o kapının ardındaki hikâyeye ulaşmayı mümkün kılar.