Adnan H. Fişenk’in kişisel arşivinden: Ağaçların arasında bir yürüyüş yolu.
Adnan H. Fişenk’in kişisel fotoğraf arşivinden.

Barış kelimesini çoğu zaman büyük toplantılarda, resmî açıklamalarda ve devletler arasındaki görüşmelerde duyuyoruz. Oysa barışın en somut karşılığı, gündelik hayatın içinde bulunur. Bir çocuğun okuluna güvenle gitmesi, bir ailenin ertesi sabahı planlayabilmesi ve insanın evine döneceğinden emin olması gibi.

Bu nedenle barışı yalnızca uzak bir diplomasi başlığı olarak görmek eksik kalır. İnsanların çalışma, öğrenme, üretme ve birbirleriyle ilişki kurma imkânı da güven ortamına bağlıdır. Büyük kararların değeri, sıradan hayatlara nasıl yansıdığıyla anlaşılır.

Görünmeyen kayıpları hatırlamak

Bir çatışmanın zararını konuşurken ilk olarak yıkılan yapıları ve görünen kayıpları sayarız. Bunların yanında kesintiye uğrayan eğitim, dağılan komşuluklar, ertelenen tedaviler ve geleceğe duyulan güven de vardır. Bazı kayıplar fotoğrafa hemen girmez; zaman içinde daha belirgin hâle gelir.

Toprak, su ve diğer canlılar da bu hayatın dışındaki unsurlar değildir. İnsanların yaşadığı çevrenin zarar görmesi, bugünkü ihtiyaçlarla birlikte yarının geçim imkânlarını da etkileyebilir. Doğaya verilen zararı ayrı bir dipnot gibi ele almak, yaşama ilişkin bütünü eksik görmemize yol açar.

Bu bakış, meselelerin güvenlik ve siyaset boyutunu yok saymaz. O boyutları tartışırken insan hayatını bir ayrıntıya dönüştürmemeyi gerektirir. Bir kararın başarısını konuşurken bedelin kimlerin hayatında hissedildiğini de sormak gerekir.

Birlikte yaşamanın dili

Barış düşüncesinin gündelik bir sorumluluğu da vardır. Farklı düşünceleri konuşurken insanları tek bir sıfata indirgememek, eleştiri ile düşmanlaştırmayı ayırmak ve öfkenin doğruluğun yerine geçmesine izin vermemek bu sorumluluğun parçasıdır.

Anlaşmazlıkların bulunması, birlikte yaşamanın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Asıl mesele, anlaşmazlıkları hangi araçlarla ele aldığımızdır. Dinlemek, açıklama istemek ve ortak bir zemin aramak zayıflık sayılmamalıdır. Bunlar, hayatı sürdürebilmenin değerli imkânlarıdır.

Basının dili de burada önem taşır. Her gelişmeyi kaçınılmaz bir çatışmanın işareti gibi sunmak yerine bilgiyi, belirsizliği ve olası sonuçları dikkatle ayırmak gerekir. Haberin görevi, korkuyu büyütmek kadar kolay bir işle sınırlı değildir.

Barışın değerini düşünmek için büyük bir tören beklemeye ihtiyacımız yok. Her sabah süren hayatın ne kadar kıymetli olduğunu fark etmek yeterli bir başlangıçtır. Çünkü korunması gereken gelecek, tam da bu gündelik hayatların içinden büyür.