Savaşın görüntülerinde çoğunlukla yıkılmış evleri, yaralı insanları ve enkaz altında yakınlarını arayan aileleri görürüz. Oysa savaşın sessiz kurbanları da vardır. İnsanların geçim kaynağı olan hayvanlar, yuvalarını kaybeden kuşlar, yaşam alanları daralan canlılar ve susuzlukla karşı karşıya kalan sürüler, çoğu zaman haberlerin dışında kalır.
Gazze’deki yıkımın hayvanlar üzerindeki etkisi, insani felaketin gözden kaçırılmaması gereken bir parçasıdır.
Bir Filistinli çiftçi için koyun veya keçi sürüsü, yalnızca ekonomik bir varlık değildir. O sürü, ailesinin geçimini sağlayan süt, et ve yavru demektir. Çocuklarının eğitimine, evinin ihtiyaçlarına ve geleceğine katkıda bulunan bir emektir. Bir hayvanın kaybı bile aile bütçesini sarsabilirken bütün sürüsünü kaybeden bir insanın neyle karşı karşıya kalacağını düşünmek zor değildir.
Savaşın hayvancılığa verdiği zarar, yalnızca hayvanların doğrudan ölmesiyle sınırlı değildir. Barınakların yıkılması, yem depolarının zarar görmesi, meralara erişimin engellenmesi, su kaynaklarının kirlenmesi ve veterinerlik hizmetlerinin aksaması, hayvanların yaşama koşullarını ağırlaştırır.
Birleşmiş Milletler kuruluşlarının Gazze’de tarımsal üretime ilişkin değerlendirmeleri, hayvancılık altyapısının ve çiftliklerin de ciddi zarar gördüğünü ortaya koyuyor. Bu kayıplar, bölgenin gıda üretimini ve ailelerin ekonomik dayanıklılığını zayıflatıyor.
Bununla birlikte, Filistinlilere ait koyun ve keçilerin çalındığı, zehirlendiği veya kasıtlı biçimde öldürüldüğü yönündeki iddialar da görmezden gelinmemelidir. Her bir olayın yeri, tarihi, mağdurları ve varsa görüntüleri bağımsız biçimde incelenmeli; sorumlular delillerle belirlenmelidir. Hayvanlara yönelik kasıtlı zulüm de insanlara yönelik saldırılar gibi ciddiyetle ele alınmalıdır.
Hayvanların acısı, insan acısının önüne konulacak bir mesele değildir. Ancak insanlığın vicdanı, aynı anda hem insanları hem de onların yaşamını paylaştığı canlıları korumayı gerektirir.
Bir sürünün susuz kalması, bir hayvanın yaralı hâlde tedavisiz bırakılması veya barınaksız kalması, sessizce yaşanan bir felakettir. Hayvanlar kendilerini savunamaz, uğradıkları zararı anlatamaz ve haklarını aramak için bir kuruma başvuramazlar. Onların korunması, insanın sorumluluğundadır.
Üstelik hayvancılığın çökmesi, bir bölgenin gelecekteki gıda güvencesini de etkiler. Süt üretiminin azalması, hayvan varlığının kaybolması ve yem kaynaklarının ortadan kalkması, savaş sona erdikten sonra bile yıllarca sürebilecek ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğurabilir.
Gazze yeniden ayağa kaldırılırken yalnızca binaların ve yolların onarılması yeterli olmayacaktır. Çiftliklerin, hayvan barınaklarının, su kaynaklarının ve veterinerlik hizmetlerinin de yeniden işler hâle getirilmesi gerekir. Hayvanların korunması, kırsal yaşamın ve ailelerin geçim kaynaklarının yeniden kurulmasının bir parçasıdır.
Bir toplumun medeniyet düzeyi, kendisini savunamayan canlılara nasıl davrandığıyla da ölçülür.
Bugün Gazze’de insanların yaşadığı acıyı görürken hayvanların sessizliğini de duymalıyız. Çünkü onlar da bu dünyanın canlılarıdır ve savaşın sonuçlarını kendi iradeleri dışında yaşamaktadır.
Bir kuzu, bir keçi veya bir kuş savaşın tarafı değildir. Hiçbir canlı, insanların çatışmalarının bedelini ödemek zorunda bırakılmamalıdır.
Adnan H. Fişenk’in yazılarını kendi yayın alanında da takip edebilir, AGD’deki köşesine göz atabilirsiniz.
AGD’deki özgün yayın ↗AGD yazar arşivi ↗